" Rab " kelimesinin anlamı 1

" Rab " kelimesinin anlamı 1

&" Rab &" kelimesinin anlamı

&" Allah &" , telaffuzu tatlı, anlamı hoş olan bir kelimedir. Bu kelime aşk, bağlılık, sevgi, ibadet ve samimilikten ibarettir. Allah, ne yücedir!

Benzeri olmayan bir zattır. Mahlûkata verdiği nimetlerle onları ıslah eden, bütün kâinat ve işlerin sahibidir. Rab kelimesi –izafeten- Mahlûkat için de kullanılabilir. Örneğin: Rabb’ud-Dar (Ev sahibi), Rabbu’l-Mal (Mal sahibi). Şu kadar var ki, İzafet söz konusu olmayınca Rab kelimesi ancak Allah için kullanılır.

O, yoktan var eden, yaradan, şekil veren Allah’tır. Kâinatta var olan her şeyi hikmetiyle yaratan, hamdıyla şekil verendir. O, hep bu yüce vasıfların üzerindedir.

İnsanlar, mabut sıfatını taşıyan Allah’tan önce mutlak anlamdaki Rabb’a muhtaç olduklarını bilmeleri, acil olmayan ihtiyaçlarını temin etmeden önce acil olanları gidermeleri gerektiğini bildikleri gibi ,Allah’ın Ulûhiyetinden önce Rububiyetini ikrar ederler.

{O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah&"tır} [ Haşr: 24]

Ayrıca Allah’a dua etmeyi, O’ndan yardım dilemeyi ve O’na tevekkül etmeyi, O’na ibadet etmek ve tevbe etmekten daha sık yaparlar.

Rab Allah: Tedbir ve çeşitli nimetleriyle bütün kullarını terbiye edendir. Allah’ın terbiyesinin en özeli: Allah’ın evliyalarının kalplerini, ruhlarını ve ahlaklarını ıslah ederek onları terbiye etmesidir. O yüzden evliyalar, Allah’a dua ederken O’nun &" Rab &" ismiyle çokça dua etmişler. Çünkü onlar Allah’tan özel terbiyesini istiyorlardı.

Rab ve Rububiyet kelimeleri muhteşem anlamları içerir. Bunlardan bazıları: tasarruf, rızk, afiyet ve tevfiktir. Allah buyuruyor ki: {O, bana yediren ve içirendir.  (79)  Hastalandığımda da O bana şifa verir. (80) O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.} [Şuara: 79-81]


Allah’ın varlığının delilleri

Mümin: Allah Teâlâ’nın her şeye gücü yeten Rab olduğuna, O’nun tek ve eşsiz bir mabut olduğuna gerçek inanandır.

Bütün kâinat; Allah azze ve celle’nin varlığını itiraf ve ikrar eder, onun varlığına iman ederler. Allah şöyle buyurdu: {Peygamberleri dedi ki: &" Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, &" Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin &" dediler.} [İbrahim: 10]

Allah’ı ihsanı ve lütfu ile methedeceksin ve sen her durumda ona muhtaçsın.

Her şeyin rehberi olan Allah azze ve celle’nin varlığına işaret eden delile nasıl ulaşılır?

Allah’ın varlığının delillerine göz attığımız zaman, aşağıdaki delilleri buluruz:

Her şeyin rehberi olan Allah azze ve celle’nin varlığına işaret eden delile nasıl ulaşılır?

Allah’ın varlığının delillerine göz attığımız zaman, aşağıdaki delilleri buluruz:

Fıtrat delili.

Allah… Fıtrat üzerine nakşedilmiş bir isimdir. Buna işaret eden daha güçlü bir delile gerek yoktur.

kâinat, fıtratıyla Yaratana iman ediyor. Kalp ve aklın ışığı söndürülmediği sürece hiç kimse bu kurala muhalif olmaz. Fıtratın, Allah’ın varlığına delalet ettiğini ispatlayan en büyük kanıtlardan biri Hz. Peygamber (sav)’ın sözüdür: &" Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar, sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar. Tıpkı bir hayvanın, sapasağlam bir hayvan doğurması gibi. Siz hiç böyle doğan bir hayvanda kesik organ görebiliyor musunuz? &" (Buhari)

Bütün kâinat, fıtratıyla tevhidi ikrar ediyor. Allah azze ve celle şöyle buyurdu: {Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah&"ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah&"ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.} [Rum:60]

İşte bunlar, fıtratın Allah’ın varlığına delalet etmesidir.

Fıtratın Allah’ın varlığına delalet etmesi Şeytan yoluna düşmeyenler için en güçlü rehber sayılır. Nitekim Allah şöyle buyurdu: {Allah&"ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun.} [Rum: 30] ,dedikten sonra:{Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir} [Rum: 30]

Sağlam bir fıtrat, Allah’ın varlığına şahitlik eder. Şeytan yoluna düşene gelince, bu fıtrattan mahrum kalır ve ona muhtaç olur. Kul, çıkmazlar çukuruna düştüğü zaman ellerini ve gözlerini semaya açıp bütün kalbiyle Allah’a yönelerek O’ndan fıtratıyla yardım ister.

Akıl delili:

Allah’ın varlığına en güçlü delalet eden delillerden biri akli delillerdir. Bu delilleri yalnız görmek istemeyenler inkâr eder. Örnek olarak:

1-Her mahlûkun bir yaratıcısı vardır, çünkü bunlar –geçmişte de şimdi de- kendileri yaratan bir yaratıcıya muhtaçtırlar, ne kendi kendilerini yaratabilirler, ne de tesadüf olarak meydana gelebilmişlerdir. O zaman kendi kendilerini yaratma ihtimali yoktur, çünkü hiçbir şey kendi kendini yaratamaz. Bir şey meydana gelmeden önce, aslı ve vücudu yokken, nasıl bir yaratıcı olabilir ki? Her bir hâdis olanın (sonradan var olan) mutlaka bir muhdis’i (yaratıcısı) vardır. Kâinat, bu benzersiz sistemin ve bu mükemmel düzenin üzerinde kurulduğu, sebep müsebbip kuralıyla güçlü bağı olduğundan dolayı, tesadüf olarak meydana gelmesi hiç mümkün değildir. Böylece her mahlûkun mutlaka bir yaratıcısı vardır. Bu mahlûklar kendi kendilerini yaratamadığına göre ve tesadüfen meydana gelmediğine göre bir yaratıcısı olması lazım, o da Âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Allah, bu akli delilden yüce kitabında şöyle bahsetti: {Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?} [Tur:35]

Yani onlar, bir yaratıcısı olmadan yaratılmadığı kendi kendilerini de yaratmadığına göre onların yaratıcısı Allah’tır. Bu yüzden Hz. Cübeyr İbn Mutim, Hz. Peygamber (sav)’ın Tur suresini okumasını işittiğinde, bu ayetleri tebliğ etti: {Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? (35) Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar. (36) Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?} [Tur: 35- 37]

Hz. Cübeyr o zaman bir müşrikti ve şöyle diyordu: &" Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu &" (Buhari)

2-Kâinatta ve mahlûkatta Allah’ın görünen ayetleri. Allah şöyle buyurdu: {De ki:&"Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.&"} [Yunus: 101]

Çünkü göklere ve yeryüzüne nazar edilince, Allah’ın bir yaratıcı olduğunu ve onun Rububiyetini ispat ediyor. Çölde yaşayan bir bedeviye &" Rabbini neyle tanıdın? &" diye sorulunca: Ayak izleri yolculuğa, deve tezeği deveye delalet eder. O halde yıldızlarla dolu olan gök, delillerle dolu olan yer ve dalgalarla dolu olan denizler, hakkıyla işiten ve hakkıyla gören Allah’a delalet etmez mi? Diye cevap verdi.

İnsanların dünyevi bilgisi her ne kadar olursa olsun, gayp perdesinin karşısında aciz kalır. Bir tek Allah’a iman etmek o acziyyeti giderir.

3-Bu dünyanın sağlam düzeni ve yapısı, yaratıcısının tek İlah, tek Malik, tek Rab olduğuna, O’ndan başka İlah ve Rab olmadığına delalet eder. Bu âlemin iki tane yaratıcısı ve düzenleyeni mümkün olmadığı gibi onun iki tane mabut İlahı da mümkün olamaz. Bu dünyanın iki yaratıcı tarafından yaratılma ihtimali olmadığı ilmen ve fıtraten sabittir. Böyle bir durumun batıl olduğu aklen açıkça anlaşılır. İşte böylece iki Rabbin ulûhiyeti batıl olur.

Şer’i delil:

Bütün şeriatlar, Allah’ın varlığına, onun mükemmel ilmine, hikmetine ve rahmetine işaret ediyor. Çünkü bu şeriatların bir Şâri’si (Şeriat koyan) olması lazım. İşte Şâri yüce Allah azze ve celle’dir. Allah şöyle buyurdu: {Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah&"a karşı gelmekten sakınasınız. (21) O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah&"a ortaklar koşmayın} [Bakara:21-22]

Ve bütün semavi kitaplar bunları ifade ediyor.

His delili:

Allah’ın varlığını en bariz bir şekilde ispat eden delillerden biri de his delilidir. Bunlar:

1-Allah’ın duaları kabul etmesi: İnsan, Allah’a dua edince &" Ey Rabbim &" deyip Allah’tan istediği şeyi için dua eder, Allah da bu kulun duasını kabul eder. İşte bu, Rabb’ın varlığını gösteren büyük bir delildir. Kul yalnız Allah’a dua eder ve Allah’ın duasını kabul ettiğini apaçık bir şekilde görür. Biz de geçmişte ve bugün, kabul olunan duaların örneklerini çokça duyduk. Bu durum, Allah’ın varlığına delalet eder. Bu örneklerin çoğu Kur’an’da bahsedilmektedir. Örneğin: {Eyyûb&"u da hatırla. Hani o Rabbine, &" Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin &" diye niyaz etmişti. (83) Biz de onun duasını kabul edip} [Enbiya: 83-84]

Ve buna benzer birçok ayet daha var.

Ateizm akılda bir hastalık ve düşüncede bir bozukluktur

2-Allah’ın, mahlûkatın hayat sırlarına yol göstermesi. İnsan doğduğu andan itibaren, annesini emmesinin yolunu gösteren kimdir? Hiç kimsenin göremediği halde; bir çavuş kuşunun, toprak altındaki suyun yerlerini görebilmesini sağlayan yeteneği kim verdi? Şüphesiz bunları yapan aşağıdaki ayeti buyuran Allah’tır: {Mûsâ, &" Rabbimiz her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir &" dedi.)} [Ta Ha: 50]

Ateizm, akılda bir hastalık, düşünmede bir bozukluk, kalpte bir karanlık ve hayatta bir kayıptır.

3-Peygamberlerin ve elçilerin gönderilmesiyle beraber gelen ayetler: Bu ayetler, Allah’ın Peygamberlerine verdiği mucizelerdir. Bunlarla Allah, Peygamberleri diğer insanlardan üstün kılar. Allah, kavimlere gönderdiği Peygamberlerle, tebliğ ettikleri mesajın kendisinden başka yaratıcı ve ilah olmayan Allah’tan olduğuna delalet eden mucizeler de gönderdi.


Rububiyet tevhidinin muvahhit (Allah’ı tek olarak kabul eden) üzerindeki etkileri

1-Şaşkınlıktan ve şüpheden kurtulmak: kendisinin bir Rabb’ı olduğunu bilen kimse şaşkınlıktan ve şüpheden nasıl şikâyet edebilir ki? Hem de bildiği o Rab, her şeyin Rabbidir, onu yaratıp bir insan olarak şekillendiren, onu şerefli ve üstün kılan, onu yeryüzünde halife yapan, bütün yerdekileri ve göktekileri onun hizmetine sunan, üzerinde açık yahut gizli nimetleri tamamlayandır. O, Rabbine güvenir ve O’na sığınır. Bu hayatın kısa olup hayır ile şerrin, adalet ile zulmün ve tatlı ile acının bir arada olduğunu öğrenmiştir.

Allah’ın Rububiyetini inkâr edip O’na kavuşmakta şüphe edenlere gelince, onlar ne hayatlarının manasını anlarlar ne de tadına varırlar. Hayatları hep dert, şaşkınlık ve cevapsız sorularla doludur. Onların sığınacak yeri yoktur. Her ne kadar akıl sahibi olsalar da, yine şüphe, şaşkınlık, dert ve sıkıntı içinde yaşar. İşte dünyanın azabı ve ateşi budur ki bu ateş sabah akşam onların kalplerini yakar.

2-Nefsin huzuru: Nefsin huzurunun tek kaynağı vardır, o da Allah’a ve ahiret gününe imandır. Bununla şüpheyle bulaşmayan ve ikiyüzlülükten dolayı bozulmayan bir imandan bahsediyoruz. İşte bu iman, gerçek delillerin kanıtladığı, tarihin gösterdiği ve basiret sahibi olup kendisine ve başkasına adil olan her insanın sahip olduğu imandır. Biz, en çok sıkıntılı, dertli ve kendini yok hisseden insanların çoğu iman nimetinden mahrum olan ve imanı kesin olarak reddedenler olduğunu öğrendik. Onların hayatları her ne kadar lezzet ve refahla dolu olsa da gerçek bir tadı aslında yoktur. Çünkü onlar, hayatların hakiki manasını idrak edemiyorlar, hayatın ne hedefini ne de sırrını biliyorlar. O halde, nefsin huzur ve rahatlığını nasıl kazanabilirler? Huzur, imanın meyvelerinden bir tanesidir. Tevhit de Allah’ın izniyle her zaman meyve veren güzel bir ağaçtır. O, Aynı zamanda müminlerin, insanlar bozulsalar da sağlam kalmaları, darılsalar da razı olmaları, şüpheye düşseler de emin olmaları, usansalar da sabırlı olmaları ve serseri olsalar da sakin durmaları için kalplerine Allah tarafından gönderilen bir üflemedir. İşte hicret gününde Hz. Peygamberin (sav)’ın kalbini dolduran bu huzur idi. O’nun kalbine ne hüzün ne de korku, göğsüne de ne şüphe ne de şaşkınlık girmişti. Allah şöyle buyurdu: {Eğer siz ona (Peygamber&"e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke&"den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, &" Üzülme, çünkü Allah bizimle berâber &" diyordu} [Tevbe:40]

İman kurtuluşa erdirir.

Hz. Peygamberin sadık dostu olan Ebu Bekir’in kalbi acı ve hüzünle dolmuştu. Bu hüzün aslında kendi hayatı için değil Hz. Peygamber (sav) ve davası içindir. Mağarada iken müşriklerin ayaklarını görüyor, onlar o sırada başların üstünde idiler. Hz. Peygamber (sav)’e dedi ki: &" Ey Allah`ın Resulü &" dedim, &" onlar ayaklarının aşağısına bir bakacak olsa bizi mutlaka görürler! &" dedim. Bunun üzerine: &" Ey Ebu Bekir! &" buyurdular, &" Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?&". &" (Müslim)

Kim ki sadece Allah’la iktifa edip başkasına muhtaç olmuyorsa, insanlar ona ihtiyaç duyar.

Bu sükûnet, Allah’tan gelen bir rahatlama ve korku içinde olanın huzur bulduğu bir ışıktır. Öyle bir sükûnet ki endişeli olan onunla dinlenir, üzgün olan onunla teselli eder, yorulmuş olan onunla ferahlar, zayıf olan onunla güçlenir ve şaşkın olan da onunla hidayete erer. Bu sükûnet, cennete açılan bir penceredir. Allah, cennet çeşmelerini mümin olanlara akıtsın, ışıkları onlara saçsın, onlar da mis kokularını alsınlar diye, bu pencereyi açar. Böylece Allah, müminlerin yaptıkları hayırlara karşı mükâfatı ve beklenen nimetin küçük bir örneğini onlara göstermek ister. Onlar da böylece sükûnetin, hoş kokunun, barış ve güvenliğin esintilerini tatmış olurlar.

Kişinin Allah’la olan ilişkisizayıf olduğundaçatışmalara ve eğilimlere maruz kalır.

3-Allah’a güvenmek: Fayda ve zarar dâhil her şey Allah’ın elindedir. Çünkü Yaratan Allah azze ve celle’dir. Rızık veren de, düzenleyen ve mülk sahibi olan da O’dur. Göklerin ve yeryüzünün anahtarları onundur. O yüzden bir mümin, başına gelenler hayır veya şer, fayda yahut zarar olsun, Allah’tan geldiğini ve bütün mahlûkat Allah’ın kadere yazdığına karşı birleşseler de hiçbir fayda veremeyeceklerine inanırsa, fayda veren de zarardan kurtaran da ancak ve ancak Allah olduğunu bilir. Bu, müminin Allah’a karşı güvenini ve tevhide karşı tazimini artırır. O yüzden Allah, zarar ve fayda vermeyen şeylere ibadet edenleri kınar. Allah şöyle buyurdu: {Göklerin ve yerin anahtarları O&"nundur. Allah&"ın ayetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir} [Zümmer: 63]

Kalp içinde öyle bir ayrılık var ki ancak Allah’ı kabul etmekle giderilir, bir yalnızlık var ki ancak O’nunla halvet içinde kalarak ünsiyet kurmakla giderilir, bir hüzün var ki ancak O’nu tanımakla meydana gelen mutlulukla giderilir.

4-Allah’a karşı tazim: Bu amelin tesiri, Allah’a iman edip sadece O’na bağlı olan müminin hayatında açıkça görünür. Mümin, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı mahlûkat hakkında tefekkür ettiği zaman, şu ayeti zikreder: {Rabbim&"in ilmi her şeyi kuşatmıştır} [Enam: 80]

ve yine şu ayeti zikreder: {Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız.} [Al-i-Emran: 191]

Bütün bunlar, kalbin Rabbine bağlı olduğuna delalet eder. Ayrıca O’nun rızası için çaba gösterip, O’nun emrine ve şeriatine karşı tazim göstererek O’na ortak koşmamak, Allah’a karşı bir tazim sayılır. İşte bunlar, mümin hayatındaki Rububiyet Tevhidinin meyvelerindendir.


Ateizm ve zararı

Kendisinden başka İlah olmayan Allah’a iman; derece açısından, amellerin en üstünü, makam açısından en şereflisi ve nasip açısından en yücesidir.

İmam Şafii.

Ateizm; ister bozuk düşünceler ve yanlış görüşlerden dolayı, ister sadece itiraz etmek, yüz çevirmek, inat etmek ve kibirlenmekten dolayı olsun, yaratıcı olan Allah’ın varlığını inkâr etmek demektir. Ateizm; akılda bir hastalık, düşüncede bir bozukluk ve kalpte bir karanlıktır. Öyle bir karanlıktır ki, Ateist olan kişinin düşünce kabiliyetini zayıflatıp onu maddiyete indirgeyerek maddecilik düşüncesiyle çepeçevre sarar. Böylece mutsuz olur ve doğru yoldan çıkarak kaybedenlerden olur. İşte o zaman, insanın sadece maddi bir varlık olup üzerinde sadece maddi kanunlar cereyan ettiğini düşünmeye başlar.Bütün bunlar, insanların iç mutluluğuna sebep olmayan saf maddecilik ve kuru akılcılığa meyletmelerine sebep olup insanlığa bir tehdit oluşturuyor. Ateist, sürekli Allah’ın varlığını inkâr eder, o yüzden istediği her vakitte, azaptan hiç korkmadan ve Rabbinden çekinmeden, istediği her şeyi yapar. Bu, insan fıtratının bozulmasına sebep olur. Ayrıca, ateistler Allah’a iman etmemekle kalmayıp O’ndan başkasına meyleder.

O yüzden, intihar olayları Ateist düşünürler, aydınlar ve şairler arasında yaygındır. Tarih onların intiharlarıyla doludur, bunu araştırmalar da ispat ediyor. Dünya Sağlık Örgütünün (İngilizce: World Health Organization - WHO) bir araştırmasında iki uzman Dr. Jose Manuel ve araştırmacı Alessandra Fleishman din ile İntihar arasındaki ilişkiyi açıklayıp insanlardan en çok intihar edenlerin Ateistler olduğunu doğruladılar. Detayı aşağıdaki grafikte bulunur: amp;